Sevda Kaya | Köşe Yazısı
Anahtar Parti Üsküdar İlçe Başkan Yardımcısı – Yerel Yönetimler Başkanı
Son zamanlarda haberleri açtığımızda ya da sosyal medyada dolaştığımızda hemen her gün Avrupa’nın bir şehrinden dumanlar, polis sirenleri, sokağa dökülmüş kalabalıklar görüyoruz. "Yahu bu Avrupalılar neden sürekli sokakta, hani bunlarda hayat tıkırındaydı?" diye sormadan edemiyor insan. Dışarıdan bakınca "Gelişmiş memleket, dertleri ne ki?" gibi görünse de işin aslı hiç de öyle tozpembe değil. İşin içine biraz girince anlıyorsunuz ki Avrupalının da canı tak etmiş durumda.
Peki, tam olarak ne oldu da ortalık bu kadar karıştı? İşin başında, geleceğimiz dediğimiz gençler ve öğrenciler var. Fransa ve Belçika’da liseliler, üniversiteliler sokaklara döküldü. Sebebi de gayet net: Okullarda öğretmen yetersiz, sınıflar tıklım tıklım, üstüne bir de eğitim bütçeleri sürekli kesiliyor. "Siz bizim geleceğimizi planlarken bize sormuyorsunuz, eğitim kalitemiz yerlerde" deyip seslerini yükseltiyorlar. Haksız da sayılmazlar; bir ülkenin eğitimi çatırdadı mı gerisi çorap söküğü gibi geliyor zaten.
Bununla da bitmiyor; bir de başını sokacak ev bulma derdi var. İspanya ve Portekiz’e bakıyorsunuz, millet başını sokacak kiralık ev bulamıyor. Ev fiyatları ve kiralar öyle bir fırladı ki ne gençler aile evinden çıkıp kendi hayatını kurabiliyor ne de dar gelirli aileler kirasını ödeyebiliyor. Evden çıkarılanlar, sokakta kalanlar derken İspanya’da barınma krizi büyük bir patlamaya dönüşmüş durumda. "İnsanca yaşamak, başımızı sokacak bir çatı bulmak hakkımız" diye feryat ediyorlar.
Üstelik mutfakta da büyük bir yangın var. "Avrupa’da enflasyon yok" devri geride kaldı. Gıda fiyatları, faturalar almış başını gitmiş ama maaşlar olduğu yerde sayıyor. İtalya ve Portekiz’de çalışanlar, memurlar "Ay sonunu getiremiyoruz, aldığımız para pul oldu" diyerek grev kararları alıyor. Hükümetlerin "kemer sıkalım" açıklamaları da milleti çileden çıkarıyor; çünkü zaten kemerde sıkacak delik kalmamış durumda. Bir de işin içine siyasi huzursuzluklar ve yolsuzluk iddiaları girince bardak iyice taşıyor. Örneğin Arnavutluk’ta halk, hükümetin yolsuzluklarına ve gençlere iş imkânı sunamamasına karşı sokaklarda "Artık yeter!" diye bağırıyor. İtalya ve Fransa’da da halk, yöneticilerin kendi dertlerinden çok uzak olduğunu düşünüyor.
“Devletler kemer sıkıp halkın üzerindeki yükü artırdığında ve adaleti, refahı koruyamaz hale geldiğinde toplumsal dayanışma çatlamaya başlar; çünkü bir medeniyetin ömrü, halkın adalet ve huzur içinde yaşamasına bağlıdır.”
— İbn-i Haldun
Uzun lafın kısası; Avrupa’da yükselen bu sesler sadece geçici bir heves değil. Eğitimden barınmaya, mutfaktaki yangından adil yönetime kadar pek çok alanda biriken bir öfkenin patlaması. Hani bizim "Bıçak kemiğe dayandı" dediğimiz bir laf vardır ya, işte tam olarak öyle. Refah ülkesi dediğimiz yerlerde bile insanlar insanca yaşama hakkını korumak için sokaklara dökülmek zorunda kalıyor.
Peki, bu durum sadece Fransa, İspanya, İtalya ya da Belçika ile mi sınırlı kalacak? Şimdi sırada Almanya ve başka hangi ülkeler var dersiniz?
Almanya'da hükümetin zorunlu askerlik ve devasa savunma harcamalarına bütçe ayırmasına karşı tensiplerini belirten 40 binin üzerinde öğrenci ve genç sokaklara dökülmüş durumda. İngiltere ve Hollanda gibi ülkelerde de yüksek enflasyon, kira krizleri ve kamu hizmetlerindeki aksamalar yüzünden halk ve sendikalar eylemler için gün sayıyor. Avrupa genelinde bu huzursuzluk dalgasının sıradaki durağının nereler olacağı ve hükümetlerin bu tepkilere nasıl karşılık vereceği ise büyük bir merak konusu.